Profil de oguzoguz solakPhotosBlogListesPlus Outils Aide

Blog


 

HAYAT VE ENERJi  ( life and energy)

   Sonsuz küçüklükten , sonsuz büyüklüğe uzanan, iç içe geçmiş evrenlerden oluşan bu muhteşem Kozmosun kimbilir neresindeyiz. İçimizde ve dışımızda bizi çevreleyen diğer evrenleri, bizim hayal etmemiz mümkün mü.

   Bizim bildiklerimiz, yaşadığımız evren ile sınırlıdır.Yaşadığımız veya müşahede ettiğimiz evren, elektron mikroskopları  veya dev teleskoplar ile üzerinde teoriler geliştirdiğimiz , bilimsel araştırmalar yaptığımız kısımdır. Yaşadığımız  Evren,  Enerjinin farklı durumlarının bir arada bulunması ile oluşan yapılanmadır.

     Evrenin özünü oluşturan enerji, farklı durumları ile yeryüzünde yaşayan canlılarında temel gereksinimidir. Hayatın olmazsa olmazıdır. Bu kadar önemli yaşamsal bir konuya nasıl bakıyoruz , planımız var mı. Maalesef  dış politika, güvenlik,eğitim,sağlık,turizm gibi aklınıza gelebilecek her başlıkta olduğu üzere Enerji başlığında da ileriye dönük, hiçbir planımız yok. Kurumlarımız var, kanunları var, bütçeleri var, cıvıklığın her türlüsü var ama çalışma iradesi yok, ülkeye hizmet sevdası yok, araştırma geliştirme yok, politika ve taktik yok.  İşin daha kötü tarafı  bu sorunları çözme irade ve becerisinde siyasi partiler de yok.

   Enerji üretimini ve teminini üç ana başlıkta toplayarak , rakamlara ver vermeden, kısa bilgiler vermek istiyorum.

FOSİL YAKITLAR: Doğal gaz, petrol, kömür gibi dünya enerjisinin halen %86 sını karşılayan ve CO2 ,SO2 ve kül gibi atıklarla atmosferin dengesini bozan ,yaklaşık 50-100 yıllık rezervi  kalan enerji kaynaklarıdır.

YENİLENEBİLİR KAYNAKLAR: Rüzgar,güneş,hidrojen , hidroelektrik, biyogaz,jeotermal gibi Dünya enerji üretiminin % 6 sını karşılayan, doğaya verilen büyük hasarların önüne geçebil mek için en anlamlı enerji üretim kaynaklarıdır.    Yenilebilir enerji için gelişmiş ülkelerde maddi ve manevi her türlü destek veriliyor. Hidrojen enerjisi ile ilgili gelişmiş ülkelerin ar-ge sonuçları ve uygulamaları kasalarında hazır bekliyor.

 NÜKLEER KAYNAKLAR: Uranyum gibi radyoaktif elementlerin Fisyon reaksiyonu sonucu ortaya çıkardığı ısının elektrik enerjine dönüştürülmesidir. Dünya enerji üretiminin %7 sini karşılamaktadır. Evrenin özünde olan bu sonsuz enerji kaynağı , en köklü ve temiz enerji kaynağıdır. Atmosfere bırakılan  kül veya CO2 emisyonu yoktur. Çevreciyim diyenlerin, nükleer enerjiyi istismarının altında ne var bilemiyorum ancak, biz nükleer enerjiyi mutlaka kullanmalıyız.Bizim haassiyet göstereceğimiz konular nükleer enerji kullanımına değil, nükleer enerji santrallerinin en gelişmişinin ve güvenilir olanının en ekonomik olarak ülkemize kazandırılmasına olmalıdır. Nükleer enerji kullanmasına karşı çıkmayı ufuksuzluk olarak nitelendiriyorum. Avrupanın göbeğinde elektrik harcamasının fransa%77 ,belçika %55 ,isveç %44 ,isviçre %36 almanya %31 , finlandiya %31 , ingiltere % 23, ispanya %27 sini nükleer santrallerden sağlıyor. Dünyaya hakim olanların denizaltıları, uçak gemileri , uzay çalışmaları nükleer enerji ile yürümektedir. Bu manzara karşısında;

    Hepimizin katkıda bulunması gereken enerji üretimi , çevrenin korunması , su kaynakları gibi temel konular birinci önceliğimiz olmalı, bu konu ile ilgili kurum ve gönüllü  kuruluşlara asla sorumluluklarımızı emanet etmemeliyiz düşüncesindeyim. İktidarların ve kurumların her türlü istismarını önlemek için birey olarak ve sivil toplum örgütleri olarak çok ilgili olmalıyız Nükleer enerji veya diğer enerji konularında insiyatifimizi hükümetlere , ilgili kurumlara veya gönüllü kuruluşlara devretmekle ve doğaya yapılanlara duyarsız  kalmakla ileride çok pişmanlıklar duyabiliriz.

Saygılarımla.  26-şubat-2007    

Oguz Solak—mechanical engineer

 

 
TEKNOPARKLAR ( TECHNOPARKS )
 

     Beyin göçünü önlemek söylemlerinin modası geçmiştir. Çünkü imkanları daha çok olan ülkelere, yüksek verimle çalışabilmek için giden, bu yetenekli insanlarımızın,bize dönme ihtimalleri her zaman vardır .Kaldı ki dışarıya giden beyin gücümüzden kat kat fazlası ülkemizde mevcut olduğu halde, yetenekli insanlarımızı ortaya çıkartıp, ellerinden tutmuyoruz. Yani bir BEYİN EROZYONU meselemiz var. Yetenekli insanların her türlü gereksinimlerini karşılayacak yapılanmalara gitmiyoruz. Tübitak, kobiler, teknoparklar v.s. hepsi de kurulmuş düzenleri olanları, zengin olanları destekleyen yapılanmalardır.
Siz Türkiye de hiç duydunuz mu; başarılı fakat maddi gücü sınırlı bir mucide veya mühendise, gel arkadaş bütün ihtiyaçlarını ben karşılıyorum ,sen bu ülke için beyin gücünü ortaya koy diyen bir KURUM. Türkiye de yok. ABD veya İsrail de var. Onlarla bizim aramız daki kalkınmışlık farkının ana teması budur.
 Hepimiz bunun farkındayız diyeceksiniz. O halde neden harekete geçmiyoruz sorusuna ben cevap vermek istiyorum. Kızacaksınız ama maalesef hepimizin az veya çok bu vatana ihaneti var, bu vatanı yeterince sevmiyoruz. İstiklal Marşımızı ezberimde mi diye kontrol ederek kendinizi bu konuda test edebilirsiniz.
Bizim kurumlarımız ve yöneticileri hatta köşe yazarları TÜRK leri adam yerine koymazlar. Ben kendimden biliyorum, yıllardır ülkemizin kalkınması idealleri konusunda yorumlar yapar ve çözüm önerilerimi, Tübitaktan, milli prodüktivite merkezinden, genelkurmay başkanlığından, gazete köşe yazarlarına kadar geniş bir kitleye iletirim. Şimdiye kadar olumlu veya olumsuz bir tepki aldığımı hatırlamıyorum. ÇIT YOK, bizleri yok sayarlar. Unutmayın ,burada suçlu bizleri adam yerine koymayan , görevlerini yapmayan atanmış veya seçilmiş YÖNETİCİLERDİR.

Tübitak başkanı; Dünyada teknolojinin ticarileştirildiğinden bahsediyor ve ekliyor biz de bunu yapacağız. Sayın Prof.YETİŞ; bunu yapan ülkeler teknoloji üretmek için önce mevcut insan gücüne sahip çıkıyor, yetmezse dışarıdan beyin gücü ithal ediyor. Ürettiği teknolojinin panzehirini yaptık tan sonra teknolojisini satıyor. Biz neyi satacağız. 50 yıl önce halletmemiz gereken işleri hala halletmiyoruz. Tübitak, kobiler, teknoparklar veya benzeri yapılanmalar hala ticari bankaların mantığı ile hareket ediyor. Onlar için çok para kazanan esnaf olmanız yeterli.
Şimdi teknoparklar revaçta ama merak etmeyin, en kısa sürede onunda içini boşaltırız. Halbuki gündemde olan TEKNOPARKlar, kısmen Beyin erozyonuna çözüm olabilirler. Ancak burada da hemen sancımız başlıyor. Teknoloji parklarını yönetecek insanlar nasıl olmalıdır???
Bu oluşumu YÖNETENLER, şunu iyi bilmeliler ki bu bir milat değildir. Kendilerinden önce, ülkemizin bilim ve teknoloji konusunda nasıl kalkınması gerektiğini anlatan yüzlerce bilim adamı, akademisyen , teorisyen , sanayici, öğretmen ve fikir adamları olmuştur.
TEKNOPARKLARIN YÖNETİCİSİ ; bütün bunları yok sayarsa, her şeyi biz biliriz derse, çok parası olmayan sanayiciyi sanayici yerine koymazsa , teknoloji merkezlerini bir bankacı edası ile yönetmeye kalkarsa bu iş olmaz. Teknoparklar tek adam , yada başında bir genel müdürün olduğu bir göstermelik kurul ile değil, Oybirliği ile hareket eden aşağıda açıkladığım özelliklere sahip bir kurul ile yönetilmelidir. Tek adam olma yanlışının Türkiye ye verdiği zararlar ortadadır.
Teknoparkları yönetecek kurul;
1- Sanayinin içinden yetişmiş ve araştırma kabiliyetleri yüksek,
2- Sanayiye emek vermiş herkesin bilgi birikimlerine önem veren
3- Sivil savunma refleksleri yüksek MÜHENDİSLER den oluşturulmalıdır.

Saygılarımla. 7-12-2005 oguz solak—sanayici--kayseri