insan olmak ne muhtesem bir olay. Ara sırada olsa bu müthis olayı algılayabilmemiz için kendimizi bir roket misali uzayın bosluklarına soyut anlamda fırlatabilmeliyiz ki gözlerimizle ve beynimizle kesfettiklerimizin çok daha ötesini mantıgımızla ve kalbimizle kavrayabilelim. Kavramak, hissetmek, anlamak ne olaganüstü melekeler. Tıpkı insanın diger daha birçok melekeleri gibi.
Evet mantık; insanın sınırlı yapısından ötelere açılan bir dürbün gibi. Çünkü mantık bulundugumuz bilgi, bilim ve teknolojiden hatta ulaşabilecegimiz hayal ötesi gelismelerden bagımsız bir vasıta bana göre. Konuyu daha somutlastırmak için mantıgımız ile ilk düşünce yolculuguna çıkalım isterseniz. Rotamız evrenin baslangıcı, big-bang mı? Pekala büyük patlama anındayız. Ya onun gerisi? Yani EZEL. Diger anlamı ile başlangıcı olmayan zaman. Simdi rotamızı gelecege çevirdik ve bir sınır arıyoruz sınır. Sayamadıgımız kadar yıllar ve ulastıgımız herhangi bir sınır. Ya onun ötesi? Yani EBED. Sonu olmayan zaman. Neler oldugunu açıklamamız imkansız ancak mantıgımız ile çok önemli kesifler yaptıgımız kesin. Bu basit gibi algılana bilinecek düşünce yolculugunda neler kazandık biliyor musunuz? Hayatin tesadüfi olmadıgını ve insanin müthiş bir varlık oldugugunu. Bunu bilmek farklı, bilinçli olarak düşünce derinliklerinde hissetmek ise çok çok farklı bir yapılanmadır.
Simdi hep beraber düşünelim isterseniz; yeryüzü sonsuzlukta bir nokta gibi, insanların ömrü ise bir an neredeyse ve insanların kesfini bekleyen sayısız güzellikler, insanların merhametini bekleyen degerler. Çevremize bir bakalım, insan kimligi içinde zevkle yapabilecegimiz o kadar çok şey var ki. Güçlü bir şairin kalemiyle bile bunları anlatamayız. Öyleyse bunca nefretin, katliamın, insanların sadece birbirlerine degil diger canlılara bile olan acımasızlıgı neden? Bana göre galiba insan oldugumuzu unutmaya başladık. Dört duvar arasında her birimiz krallıgımızı ilan ettik, minnacık buluşlarımızın adı YARATMAK oldu. O güzelim sezgilerimizi bile istismar ederek GAYB den haber alıyoruz dedik. Gökyüzünün yıldızlarını bile kaderlerimize ilah tayin ettik. Ufacık çıkarlarımız için kasap kesildik kasap. Neden biliyor musunuz? Bunun cevabı sanıyorum mantıgımızı kullanabilme ve yorum yapabilme kabiliyetimizde yani entelektüel olabilmekte. Bizler sadece insanız. inançlarımıza ve düşünebilme özgürlügümüze sahip çıkalım. iNSAN olarak yaratıldıgımız için bir kerecik daha düşünüp, Allah a sükredelim.
Kanuni Sultan Süleyman'ın Fransa kralı Françesko' ya gönderdiği 1526 tarihli cevap mektubu
“Allah-ü Teala’nın lütuf ve yardımıyla, peygamberimiz Hz. Muhammet Mustafa (S.A.V.)’nın mucizesi, dört halifenin ve Allah’ın sevgili kulları olan velilerin mukaddes ruhlarının yardımıyla;
ben ki; Sultanların Sultanı, hakikatlerin buhranı ve yeryüzünün taç dağıtan sahibi, Akdeniz’in, Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun, Karaman’ın, Rum’un, Zülkadriye’nin, Diyarbakır vilayetlerinin, Azerbaycan’ın, İran’ın, Şam’ın, Halep’in, Mısır’ın, Mekke ile Medine’nin, Kudüs’ün, bütün Arabistan’ın, Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, büyük ecdadımın, (Allah onların buhranlarını nurlandırsın) kaahir kuvvetleri ile feth eyledikleri ve Cenab-ı Hakk’ın bana nasip eylemiş olduğu, ateş saçan kılıcımızla zafer kazanarak feth eylediğimiz nice diyarın Sultanı ve Padişahı, Sultan Beyazıt Han oğlu, Sultan Selim Han oğlu, Sultan Süleyman Han’ım.
Sen ki ; Fransa vilayetinin beyi, Françesko’sun. Saltanat makamıma elçi olan Jan Frangian ile gönderdiğin mektup ve ayrıca şifai ricaların bana ulaştırıldı. Memleketinizi düşmanın işgal ettiğini ve halen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda benim tarafımdan yardım edilmesini dilemişsin. Her ne demiş ve istemişsen bana ulaştırıldı. Ve bana arz olunan hususlar tafsilatıyla bilgime sunuldu.
Şöyle ki;; beylerin esir alınıp hapsedilmesi, acayip şeylerden değildir. Gönlünü rahat tut. İçindeki ateşi söndür. Bizim büyük ecdadımız, Allah (c.c) kabirlerini nur etsin, daima düşmanı kovmak, memleketler fethetmek için savaş yapmaktan geri kalmamışlardır. Biz dahi onların yolunda yürümekteyiz.
Her zaman memleketler ve aşılması güç, sağlam kaleler fethetmişiz. Gece-gündüz atımız eyerlenmiş, kılıcımız kuşanılmış durumdadır. Kader ne ise o olsun. Bizim fikrimizin ne merkezde bulunduğunu, gönderdiğiniz elçiden sorup öğrenebilirsin.
Dilediğin üzere bütün teçhizatı ile donanmamı Hayrettin Paşa kumandasında gönderiyorum. Şarlken’in hilesinden kendini koru! Düşmanlarınla başa çıkabileceğin güce kavuşmadan sakın barış yapmayasın!
Bana itibar gösterip güvenenlere Cenab-ı Hak da yardım eder. Zaferler kazanan kılıcımın gölgesinde huzur içinde olurlar”
Cumhurbaşkanlığı Forsundaki 16 yıldız,Tarihte kurulan 16 Büyük Türk devletini Temsil eder. Ayrıca , dünya tarihinde ömürlerikısa olmuş, sayısı 100 ün üzerinde Türk devlet ve hanedanlıkları varolmuştur.